
•
“Yazmak, kendimize yaptığımız içsel bir keşif yolculuğudur. Sırt çantamızı alıp nereye gideceğimizi bilmeden, geriye dönüşü düşünmeden başlanılan yolculuklara benzer… Bir tür seyyahlıktır… Yazarak kendimizi keşfe çıkma cesaretini göze aldığımız zaman, kendi gizemimizi çözmeye başlarız. Farkındalıktır bu. İçimizde olup olan bitenlerin farkına vardığımızda; yarım kalmışlıklarımızla, bize acı veren, bizi üzen yaşantılarımızla karşılaştıkça güçlü yanlarımızı keşfettikçe…

•
Hayat gökyüzüdür. Bakış açımız da teleskop. Gökyüzünde bildiğimiz ve bilmediğimiz pek çok galaksi var. Galaksiler içinde yıldızlar… Teleskopumuzu elimize alıp gökyüzünde herhangi bir noktaya baksak orada yıldız yoksa, biraz yana baksak orada da yıldız yoksa “Gökyüzünde hiç yıldız yok.” demek ne kadar gerçekçi olabilir ki? Teleskopumuzu etrafa çevirmek lazım, işte o zaman yıldızları görebiliriz… Bakıp da…

•
Aslında her okur, okuduğu esnada kendi kendinin okurudur. Yazarın eseri okura sunduğu bir görme aygıtına benzer; okurun o kitap olmasa kendinde belki fark edemeyeceği şeyleri görmesini sağlar. Marcel Proust Sevgili Dostlarım; Öykü, roman, anı şiir vb. Edebî türdeki eserler, ruhumuza ayna tutarak kendimizi tanımamıza, anlamamıza, anlamlandırmamıza katkıda bulunarak içgörümüzü geliştirmemizi sağlayacak işleve sahiptir.…

•
Sevgileri yarınlara bıraktınız Çekingen, tutuk, saygılı. Bütün yakınlarınız Sizi yanlış tanıdı. Bitmeyen işler yüzünden (Siz böyle olsun istemezdiniz) Bir bakış bile yeterken anlatmaya her şeyi Kalbinizi dolduran duygular Kalbinizde kaldı. Siz geniş zamanlar umuyordunuz Çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek. Yılların telâşlarda bu kadar çabuk Geçeceği aklınıza gelmezdi. Gizli bahçenizde Açan çiçekler vardı, Gecelerde…

•
Karşımda boylu boyunca uzanan engin deniz… Çalkalanıyor lodosla gri… Görünen o ki nereye varacağını kestiremediğim akıntılara kaptırmış kendini… Sanki hiç dinmeyecekmiş gibi… Tabiat vermiş anlaşılan çoktan hükmünü… Deniz âdeta biçare… Durulmak mümkün mü sahi bazen ha deyince… Bir müddet çalkalanarak altı üstüne gelmeli ki durulsun… Durulmakla kalmasın, içindeki çer çöpten arınsın… Arınsın ki yeniden…

•
Yaşamlarımız henüz tamamlanmamış hikâyelerden örülü bir mecradır… Çoğunlukla yarımdır… Son nefesimizi verirken bile yarım kalmışlıklarımızı tamamlayamadan göçeriz ötelere… Kim bilir belki de budur yaşam denilen… Başta birbirinden kopuk izlenimi verse de hikâyelerimiz, kendi yarımlıkları nispetinde bir bütünlüğe varır varmasına da bu durum onların henüz tamamlanmadığı gerçeğini yadsıyamaz… Bu kitabımdaki bazı öykülerimle siz sevgili dostlarım…